Sayfa 1
onbeş günlük kültür-sanat dergisi 15/10/2026
2026 Eskişehir Kent Edebiyat Ödülünün Sahibi: Latife Tekin
Sayfa 2
2
ekin-art / 15 Ekim 26 / Sayı: 1 Onbeş günde bir yayınlanır kültür-sanat dergisi. E– dergidir. Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Şehabeddin Tosuner Basın Yayın Kurallarına uyar. Yerel dergidir.haberleşme:05353238363 e-posta: [email protected]
EDİTÖRDEN
Bize bir dergi lazım. İçersinde, sanatın her alanında sanatçılarla söyleşiler, sanatçı tanıtımları, sanat yazıları, eleştirileri, sanat haberleri, müze, kitap tanıtımları olsun. O derginin sayfaları arasında ülkemizin dört bir yanındaki sanatçıyı, sanat etkinliklerini, sanat kurumlarını, müzelerini bulabilerim. Hatta yurt dışından da haberimiz olsun ama ulusal bir dergi olsun. ekin-art işte böyle bir dergi olarak yayınına başlıyor. Bu ilk sayımızda; Türk şiirinin büyük şairi Yunus Emre’nin yaşadığı, şiirlerini yazdığı Eskişehir’de ilk kez “Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği” yapıldı. Ve yine Bu etkinlikle beraber bir kent ödülü olarak “2026 Eskişehir Kent Ödülü” verildi ve bu ödülün ilk sahibi de ünlü roman yazarımız Latife Tekin oldu.2012 yılından beri kapalı ve Genco Erkal’un Dostlar Tiyatrosu’nun yıllardır kullandığı Muammer Karaca Tiyatrosu yeniden kazandırıldı. Muammer Karaca Tiyatrosunun yeniden açılışında tiyatro afişlerinin büyük usta sanatçısı Mengü Erter’in tiyatro afişleri sergisi açıldı.“Eskişehir Caz Festivali” vardı. Ebru Kalender Eski-
şehir’de açılan “Sıkıştım ve Bedenin Sınırları” sergisini yazdı. Mozaik Edebiyat Grubu Eskişehir’de etkinlik yaptı. EFSAD 15. Eskişehir Fotoğraf Haftasını dolu dolu fotoğraf günleri ile sürdürüyor. Metin Konar Altın Koza’da ödül aldı. Remzi San’ın sergisi ile Eskişehir’- deki Karikatür Müzesi sergileri tekrar başlattı. EBB Senfoni Orkestrası sezon açılış konserini yaptı. Halis Dokgöz son kişisel karikatür sergisini İzmir’de açtı. Gerçekten bizim bir kültür-sanat dergisine büyük gereksinimiz var.
Sayfa 3
3 ULUSLARARASI ESKİŞEHİR YUNUS EMRE EDEBİYAT ŞENLİĞİ
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, 2026 yılını “Eskişehir Yılı” olarak ilan etmesi nedeniyle yaptığı
etkinliklerine yeni bir etkinlik daha eklendi. 1-4 Ekim 2026 tarihlerinde Eskişehir’in kültürel mirası
Yunus Emre’nin evrensel düşünce dünyasıyla buluşturmayı amaçlandığı “Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği”ni düzenledi. Şenlikde Bulgaristan’dan Zeliha İbrahim, Romanya’- dan Atina Ablitar, Fransa’dan Sylvain Cavailles, Portekiz’den Mario Trago Palxao, Kosova’dan Altay Suroy, Makedonya’dan Lulzim Haziri ve Zeynep Hüseyin, ülkemizden Ali Lidar, Can Bonomo, Çiğdem Sezer,Efnan Ezenel, Emel İrtem, Erol Tufan,Gülşah Demirci, Gürcan Banger, Hasan Erkek, Haydar Ergülen, Kadriye Cesur, Nihat Özdal, Nilüfer Altunkaya, Rahmi Emeç, Tuğrul Keskin, Tuna Kiremitçi şiirleriyle yer aldığı
uluslararası edebiyat etkinliği yaşandı. Ayrıca, Türk edebiyatının tanınmış, ünlü usta roman yazarımız Latife Tekin etkinliğin Onur Konu-
ğu olarak yer aldı ve “2026 Eskişehir Kent Edebiyat Ödülü”nün sahibi oldu. Etkinlik için aylar önce düzenlenen şiir, öykü, deneme yarışmalarının ödülleri verildi. Etkinliğin teması
olarak “Neşe” teması işlenen “Uluslar arası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği”nde edebiyat etkinliklerinin yanında müzikten, tiyatroya konserler, oyunlar, konuk sanatçılarla söyleşiler yer aldı.
Sayfa 4
4
Sayfa 5
5
2026 Eskişehir Kent Edebiyat Ödülünü:
Roman Yazarı Latife Tekin Aldı
Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği kapsamında, kentlerin hafızasını ve toprağın sesini edebiyata taşıması dolayısıyla “2026 Eskişehir Kent Edebiyat Ödülü” ve “Uluslararası Eski-
şehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği Onur Ödülü” Latife Tekin’e verildi Latife Tekin, çağdaş Türk edebiyatında köyden kente göçü, yoksulluğu ve gecekondu yaşamını
masalsı ve büyülü gerçekçi bir dille ele alan en özgün ve yenilikçi yazarlarımızdandır. 1957 yılında Kayseri’de doğan Latife Tekin, edebiyatımıza ilk romanı olan “Sevili Arsız Ölüm” ile büyük yankı
uyandırarak girmiş; Türkiye'ye özgü bir 'büyülü gerçekçilik' akımı nı yaratmışyoksulluk, göç, kadınlık ve doğa gibi temaları kendine has, şiirsel ve çarpıcı bir üslupla kaleme almıştır.Onun için Türkiye'ye özgü bir 'büyülü gerçekçilik' akımını yaratıcısı denilmektedir. Romanları:Sevgili Arsız Ölüm (1983, Berci Kristin Çöp Masalları (1984), Gece Dersleri (1986), Buzdan Kılıçlar (1989), Aşk İşaretleri (1995), Ormanda Ölüm Yokmuş (2001), Unutma Bahçesi (2004), Muinar (2006), Manves City (2018), Sürüklenme (2018), Zamansız (2022), Para Gürültüsü (2026) Diğer eserleri: Gümüşlük Akademisi (Öykü, 1997) , Rüyalar ve Uyanışlar Defteri (2009), Altınçayır Vadisi'nin Çocukları (Çocuk kitabı, 2020) Ödülleri: Eskişehir Kent Edebiyat Ödülü (2026), Kadıköy Belediyesi’nin yayınladığı KE Dergisi'- nin 7. yılında Onur ve Emek Ödülleri gecesinde takdim edildi. Erdal Öz Edebiyat Ödülü (2019): Toplumsal yaşama eleştirel bakışı, kadın ve çevre konularına duyarlı romanları nedeniyle verildi. PEN Duygu Asena Ödülü (2015): Edebiyatındaki direngen duruşu ve eserleri dolayısıyla takdim edildi. Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (2005) Antalya Film Festivali Altın Portakal Ödülleri En İyi Film (1986), Altın Portakal (1984)
Sayfa 6
6 MUAMMER KARACA TİYATROSU YENİDEN AÇILDI
İstanbul tiyatro tarihinde önemli yeri olan Beyoğlu’ndaki Muammer Karaca Tiyatrosu deprem rıskı
nedeniyle 2012 yılında kapatılmıştı. Muammer Karaca’nın kendi malı olarak 1955 yılında açılan tiyatro İstanbul Büyükşehir Belediyesi İBB Kültür ve İBB Miras tarafından 14 yıl sonra restore edilerek “Muammer Karaca Tiyatro Bayramı”etkinliği ile 26 Eylül 2026 günü kapılarını açdı. 300 kişilik tiyatro salonu olan mekandaki sergi salonunda tiyatro afişlerine kendini adamış büyük afiş
sanatçımız Mengü Ertel’in Tiyatro Evrimi” sergisi de açıldı. Salonun Şehir Tiyatrolarının dışındaki tiyatrolarının kullanımına açık olacağı ve tiyatronun dışında müzik, sinema, edebiyat gibi diğer sanat alanlarında da kullanılabilineceği açıklandı. Muammer Karaca Tiyatro Bayramı Ekim ayı boyunca 31 söyleşi, 17 konser, 10 atölye çalışması,4 performans, 35 tiyatro ve 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri olmak üzere 97 etkinlik gerçekleşecek.
Açılışda İstanbul Şehir Tiyatroları “İlk Temsil” oyununu sahnele-
Sayfa 7
7
Modern Türk Tiyatrosu'nun görsel belleği olarak kabul edilen Mengü Ertel’in tiyatro afişleri Muammer Karaca Tiyatrosu'nu yeniden açılışında “Mengü Ertel'in Tiyatro Evreni” başlığıyla sergileniyor. Muhsin Ertuğrul’un “Oğlum Mengü, sen bu yolda yürü” diyerek tiyatro afişlerine yönlendirdiği, dünyanın sayılı
afiş ve grafik sanatçısı olan Mengü Ertel 1931 yılında
İstanbul’da doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Dekoratif Sanatlar Bölümünü okudu. Öğrenciyken, bir yandan da tiyatrolara dekor hazırlıyordu. Yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk da yaptı. 1950’li yıllarda Muhsin Ertuğrul’un teşvik ve desteğiyle Küçük Sahne’de çalışmaya başladı. Almanya'dan gelen dekoratör Kurt Halleper'in yanında çalışarak tiyatro dekoru deneyimi kazandı. Muhsin Ertuğrul, Kenterlerin sahnelediği “Salıncakta İki Kişi” oyunu için afiş tasarlamasını
istemesi üzerine 1960’ da tiyatro afişlerine yöneldi. Afiş tasarımlarının yanı sıra kitap kapağı, logo gibi tasarımları yaparken 1956’da ve 1969’da kendi grafik atölyesini kurdu. Aynı yıl Türkiye’de ilk afiş sergisini açarken , kendinin de ilk tiyatro afişleri sergisini İstanbul’da Türk-Alman Kültür Merkezinde açtı. Bu tarihten sonra
“MENGÜ ERTEL’İN TİYATRO EVRENİ” SERGİSİ
MUAMMER KARACA TİYATROSU’DA
Sayfa 8
8
Muhsin Ertuğrul Mengü Ertel’e “Bugün sana, tutkuna delilik diye bakanlar bir gün seni önder ve öncü olarak anacaklar. “ diyor . Doğru söylemiş.
Berlin, Brno, Varşova, Brüksel, Amsterdam Moskova gibi merkezlerde kişisel sergileri açıldı. Jeanne d’Arc’ın Çilesi adlı afişi 1974 Cannes 2. Uluslararası
Sinema Afiş Sergisinde jüri özel ödülünü ve 1975 yılında Paris’deki Chaillot Sarayı’nda 1. Uluslararası Paris Sinema Festivali film afişleri yarışmasında büyük ödülü , 1980 yılında Moskova Olimpiyat Oyunları Afiş Yarışmasında Bronz Madalya ve 1983 yılında Grafik 83 Sergisi, İhap Hulusi Afiş Yarışması
Başarı Ödülünü aldı.Çalışmaları, İsviçre’de yayınlanan Graphis, Almanya’da yayınlanan Novum Gebrauche Graphik,
İngiltere’de yayınlanan Modern Publicity gibi dergilerde özel olarak yayınlandı. Afişleri Varşova ve Münih
Şehir Müzeleri ve Wilanow Afiş Müzesine alındı.Çekoslovakya Devlet Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatroları için “Keşanlı Ali Destanı” oyununun dekor ve kostümlerini hazırladı.TRT’nin “Cumhuriyet’e Kanat Gerenler” yapımında ona da yer verildi. 2000 yılında 69 yaşında iken aramızdan ayrıldı. 1967'de Keşanlı Ali Destanı için yaptığı çalışma başyapıtlarından birisi oldu. tiyatro için 150'den fazla afiş tasarladı. Aslan Asker Şvayk ve Godot'yu Beklerken afişleri 1966 Varşova Afiş
Bienali kataloğunda yer aldı. Keşanlı
Ali Destanı ve Kafkas Tebeşir Dairesi afişleri ,se 1968'de Wilanów Poster Müzesi'nin düzenlediği Uluslararası Poster Bienali’ne kabul edildi ve müzenin arşivine girdi. 1998'de Devlet Sanatçısı unvanı verildi.. Son sergisini 1999 yılında
İstanbul'da Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde “Büyültmeler” adını verdiği sergisi oldu. mekânsal ve sessel tasarımı
Esma Ertel ve Murat Ertel’in imzalarını
taşıyor. Sergi 21 Ocak 2027 gününe kadar sürecek. serginin mekânsal ve sessel tasarımı Esma Ertel ve Murat Ertel’in imzalarını taşıyor.
Sayfa 9
9
MEPA FEST İÇİNDE SIKIŞTIM VE BEDENİN SINIRLARI Ebru Kalender 2026 yılında Gizem Pilavcı, Melike Saba Akım, Melis Bilgin Koen ve Yusuf Onur Aydın tarafından kurulan Medya ve Performans Araştırmaları (MEPA), medya teknolojileri ile performans sanatlarının kesişiminde araştırma, bilgi paylaşımı ve birlikte üretim için bir alan oluşturmayı amaçlıyor. Farklı disiplinlerden sanatçıları ve araştırmacıları buluşturan olu-
şum, kuramsal tartışmaların sanatsal denemelerle ilişkilendiği ortak bir çalışma ortamı geliştirmeyi hedefliyor. MEPA’nın ilk festivali MEPA Fest, 17–18 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Kadıköy’de, Yeldeğirmeni’nin sokaklarında ve farklı mekânlarında ilk kez izleyiciyle buluşacak. Ücretsiz ve herkese açık festival; yeni medya, performans, ses ve dijital görüntü alanlarındaki üretimleri mahallenin gündelik yaşamıyla bir araya getiriyor. Mayıs ayında başlayan açık çağrı ve yedi oturumluk seminer dizisinin ardından kolektif bir üretim süreciyle şekillenen program, kent, bellek ve kültürle ilişki kuran, mekâna özgü çalışmalara odaklanıyor. Bu yaklaşımın, sanatı
mahalledeki karşılaşmaların ve gündelik hareketin içine taşımasını önemsiyorum. Festivalin programı, izleyicilerin kendi rotalarını oluşturarak gezebilecekleri gün boyu açık işler ile belirli saatlerde gerçekleşecek performanslardan oluşuyor. Saat 13.00–18.00 arasında Ülkü Şahin’in “Belleğin Provası” adlı katılımcı ses enstalasyonu Flanör Kukla’da, Mürvet Kara’nın “Kiralık: Yeldeğirmeni” adlı haber oyunu Sokak Eczanesi önünde izleyiciyle buluşacak. Merve Vural’ın “Traveler on the
Urban Sea” adlı dijital yerleştirmesi Ali İsmail Korkmaz Parkı’nda, Semra Akkan’ın “Kökler” adlı ses yürüyüş performansı Zone60 Studio’da yer alacak. Ben de “Sıkıştım” adlı
yeni medya video performansımla aynı saatlerde Zone60 Studio’da festivalin bir parçası olacağım. Saatli programda Dilan Aydemir’in “İz/ Trace/Huella” adlı canlı yayın performansı saat 14.00’te Buka Spaces Cafe’de, Gizem Pilavcı’nın “Dansonic” adlı interaktif dans performansı saat 16.00’da Envanter Cafe’de sunulacak. Sena Büyükyılmaz’ın “İstiridyeler” çalışmasının Yel değirmeni edisyonu saat 17.00’de Tasarım Atölyesi Kadıköy’de (TAK), Baturalp Ali Yavuz’un “Big Magic Mirror Ball” adlı video haritalama performansı ise saat 18.30’da Yeldeğirmeni Sokak’ta izleyiciyle
Sayfa 10
10
buluşacak. Yeldeğirmeni’ne yayılan bu program, ses, hareket ve görüntü aracılığıyla mahalleyi farklı biçimlerde deneyimlemeye davet ediyor. Eserler arasındaki yürüyü-
şün de bu karşılaşmaların bir parçası olması, benim için festivalin anlamlı yönlerinden biri. Bu festival içinde “Sıkıştım”la ele aldığım soru, bedenimizin hareket alanını neyin daralttığı. Gündelik hayatta beklentilere cevap veremediğimizde ya da seçeneklerimizin azaldığını hissettiğimizde söylediğimiz bu sözcük, çalışmamın çıkış noktasını oluşturuyor. Sanat tarihçisi ve yeni medya alanında çalışan bağımsız bir küratör olarak, bedenin teknolojiyle karşılaşmasını hareket, ses ve dijital görüntü üzerinden araştırıyorum. “Sıkıştım”da tanıdık bir duygunun bedende nasıl yer tuttuğunu, başkalarıyla ve çevremizle kurduğumuz ilişkiler içinde nasıl yeniden üretildiğini düşünmeye açmak istiyorum. Benim için sıkışma, fiziksel bir mekânın darlığından daha geniş bir anlam taşıyor. Toplumsal beklentiler, başkalarının bakışı ve kendi zihnimizde kurduğumuz sınırlar da hareket alanını daraltabiliyor. Dijital ortamlarda kendimizi ifade ederken bıraktığımız izler, zamanla bizim adımıza konuşan temsillere dönüşebiliyor. İnsanın kendisini kuşatan düzenekleri her zaman açıkça görememesi, çalışmanın temel gerilimini oluşturuyor. Performans tasarımının merkezine yerleştirdiğim
şeffaf fanus, bu gerilimin mekânsal karşılığı. İçerideki bedenler görülebiliyor; buna rağmen içerisiyle dışarısı
arasında bir sınır bulunuyor. Şeffaflık, burada açıklık ve özgürlük duygusunu kendiliğinden sağlamıyor. Görünür olmak ile hareket edebilmek arasındaki mesafeyi belirginleştiriyor. Fanusun içindeki sis ise bu sınırın algısını
değiştiriyor. Bedenler kimi anlarda seçilirken kimi anlarda belirsizleşiyor; izleyici gördüğünden ne kadar emin olabileceğini yeniden düşünmek zorunda kalıyor.
Koreografisini Buğuhan Akbulut’un yaptığı “Sıkıştım”da Buğuhan Akbulut, Asya Canbulat, Deniz Uzuner, Mustafa Özçelik ve Hakan Özenalp performans sanatçıları olarak yer alıyor. Performansın bedensel yapısında korku, keder, öfke, kaygı, uyuşma ve belirsizlik farklı hareket nitelikleriyle karşılık buluyor. Her biri, baskı karşısında geliştirebildiğimiz bir tepkiyi araştırmak için başlangıç noktası oluşturuyor. Geri çekilmek, direnmek ya da hareketsiz kalmak, bedenin koşullarıyla konuşma biçimlerine dönüşüyor. Aynı alanı paylaşan bedenler birbirlerinin hareketini de sınırlayabiliyor. Birinin kendisine yer açma girişimi diğerinin alanını daralttığında, kişisel çıkış arayışı ortak
Sayfa 11
11
yaşamın sorumluluğuyla karşılaşıyor.
İzleyicinin konumu, üzerinde özellikle durduğum meselelerden biri. Katılımcı performans tasarımında izleyicilerin hareketlerinin görüntü ve ses düzenini etkilemesini, bu değişimlerin içerideki bedenlere yansımasını öngörüyorum. İlk anda merak uyandıran etkileşim, sonuçları fark edildiğinde başka bir anlam kazanıyor. İzleyici, kendi adımının başkasının deneyimini de-
ğiştirdiğini görebiliyor. Amacım, gündelik davranışlarımızın içinde bulunduğumuz düzeni nasıl besleyebildiğine dikkat çekmek. Katılımın taşıdığı sorumluluğu eserin deneyiminin parçası olarak ele alıyorum. Dijital ikizler, bu ilişkinin bir başka katmanını oluşturuyor. Tasarımda bedenlerin görüntüleri önce hareketlerini izliyor, ardından çoğalıyor ve kendi ritimlerini kazanmaya başlıyor. Beden ile görüntüsü arasındaki ilişki değiştikçe, temsili kimin yönettiği sorusu ortaya çıkıyor. Kendi görüntümüzü üretirken ne kadar söz sahibiyiz? Ürettiğimiz temsil, bir süre sonra davranışlarımızı belirlemeye başlayabilir mi? “Sıkıştım”da dijital çoğalmayı bu sorular üzerinden düşünüyorum. Görüntülerin artması, kişinin kendisine açılan alanın da genişlediği anlamına gelmeyebiliyor. Çalışmanın yükseliş imgesi de bu nedenle kesin bir kurtuluş anlatısına bağlanmıyor. Bedenlerin yukarı yönelmesi ve ışıkla kurulan görüntülerin mekânın üst yüzeylerine taşınması, bir çıkış
olasılığı düşündürüyor. Fakat bu olasılığın neye karşılık geldiğini açık bırakıyorum. Bir sınırı aşarken başka bir temsil düzeninin içine girmiş olabilir miyiz? Finalde başlangıçta performansçılara ait olan görsel izlerin izleyici alanına taşınması, içeride ve dışarıda bulunma ayrımını yeniden tartışmaya açıyor. İzleyicinin karşılaşmadan kendi konumuna ilişkin bir soruyla ayrılmasını önemsiyorum. “Sıkıştım”ın video performans biçimi, bu araştırmayı hareketin kaydedilmiş zamanıyla sürdürmeme olanak veriyor. Canlı performans için tasarlanan etkileşim ile video gösteriminin izleyiciyle kurduğu ilişki farklılaşıyor. Video, bedenin hareketini yeniden izlemeye, görüntü ile mekân arasındaki bağı başka sergileme koşullarında düşünmeye açıyor. Farklı sunum biçimleri arasında korumak istediğim bağ, bedenin sınırlarıyla karşılaşma ve bu sınırların oluşumunu sorgulama isteği. Bu çalışmayla hazır bir çıkış yolu sunmayı hedeflemiyorum. Bizi sınırlayan ilişkileri fark etmenin, kendi davranışlarımızın sonuçlarına bakmanın ve birlikte nasıl alan açabileceğimizi düşünmenin değerine inanıyorum. “Sıkıştım” benim için, tanıdık bir duyguyu bedenler ve görüntüler aracılığıyla paylaşma girişimi. Sözcüğü söylediğimiz anda kapanan olasılıkların, onu birlikte düşünmeye başladığımızda yeniden tartışılabilir hâle gelmesini umuyorum.
Sayfa 12
12
Eskişehir Halkevi Caz Topluluğu (1938) Eskişehir’de kurulan Gevende Grubu ESKİŞEHİR’DE CAZ’IN DÜNÜ-BUGÜNÜ 2.ESKİŞEHİR’DE CAZ FESTİVALİ
Caz, dünyanın en yaygın müzik türlerinden biridir. Caz festivalleri de en yaygın festivalleri arasındadır. Caz, Afrikalı zenci şair Langston Huhhes’in “Ben bir Zenciyim” şiirinde “Hüznümü şarkılarla taşıdım /Caz yaptım.” dediği gibi, esasında bir Afrika müziğidir. Bundan 200 yıl kadar önce Amerika’nın New Orleans kentinde, Afrika’dan köle olarak gelmiş zencilerin pazar günleri toplanıp, akıllarında kalmış şarkı ve ritimlerle davul çalıp, dans etmeleriyle başlamış. İlk kez “Caz” sözcüğü 1915 yılında New Orleans’da kullanılmış, İlk Caz plağı da 1917 yılında yapılmış. 1920’lerde Chicago, New York, California derken önce Amerika’da sonra da dünyada kendine özgü bir tür olarak yaygınlaşmış.1930’lar da Türkiye’ye gelmiş. Eskişehir Halkevi’nin “Porsuk”dergisinin 29 Ekim 1938 sayısında bir davul ve elinde saksafon, trompet, flüt, klarnet bulunan beş kişilik bir topluluk fotoğrafı var ve Eskişehir’de konserler verdiği de biliniyor. Bunlar aynı zamanda Halkevi,
Şeker ve Demiryolları fabrıkalarının müzik topluluklarının elemanları arasında yer alan isimlerdir. Aynı müzisyenler 1950’li yıllarda Eskişehir Filarmoni Derneği’ni kurmuşlar, orada da “Amerika müziği” diye caz konserleri yapmışlardır. Eskişehir’de yakın zamanda caz konserleri 1995 yılında başlayan ve 15 yıl süren Uluslararası Eskişehir Festivallerindeki konserlerdir. Bu konserlerden Yıldız İbrahimova, Ömer Focan Grubu, Michael Brecker Grubu,Kerem Göksev, Önder, Gürol Ağırbaş, Aydın Esen, Asıa Minor Grubu, Tuna Ötenel hemen anımsadıklarımızdan bir kaçıdır. Caz Müziğinin festival öncesinde tanıtmak için Eskişehir Fotoğraf Sanatı
Şehabeddin Tosuner
Sayfa 13
13
Derneği’nde (EFSAD) İletişim Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden Abdülkadir Candemir “Örneklerle caz üzerine söyleşi” ve “Bizden örnekleriyle caz üzerine söyleşi” diye iki kez plak ve disket dinletileriyle caz’ın nereden doğup geldiğini, en seçme eserini sunarak tanıtım etkinlikleri yapmıştı. 2000’li yıllara gelindiğinde Eskişehir’- de sanat kurumları ve etkinlikleri büyük yaygınlaşma gösterirken, Anadolu Üniversitesin’de öğrencilerin Sinema Kulübü, Edebiyat Kulübü, Fotoğraf Kulübü gibi 2001 yılında Caz Kulübünü de kurmuşlardı ve 2003 yılında “Genç ve amatör caz müzisyenlerine profesyonel sahne deneyimi kazandırmak, onların yeteneklerini sergileyebilecekleri bir platform sunmak ve caz müziğini daha geniş
kitlelere tanıtmak” diye amaçlarını açıklayarak “Amatör Caz Müzisyenler Festivali”ni başlattılar. Bazı yıllar 2 gün, bazı yıllar 3 süren festivallerde konserlerin yanında söyle-
şiler, caz’ın tanıtımı, tanışma, atölye çalışmaları gibi etkinliklerde yaşanıyordu. 2016 yılına kadar sürdürdüler bu festivali. Bu gençlerin festivali bir çok caz müzisyeni ve grubun kazanılmasına ortam olmuştu. Bunlardan biri de, bugün ünlü olan Gevende, 2000 yılında Eskişehir’de üniversite öğrencileri tarafından bir evde kuruldu 2002 yılına kadar "Tiny Toon Blues Band" adıyla performanslar sergilediler, 2003'te "Gevende" adını alan grup “Amatör Caz Müzisyenleri Festivali”nde ortaya çıkmışlardı
Caz festivalleri bütün dünyada yaygınlık gösterirken bizde de, başta İstanbul, Ankara, İzmir’de olmak üzere bütün
şehirlerimizde festivalleri yaşanmaya başladı ve 2025 yılına gelindiğinde “Eskişehir bu yıl ilk kez cazın büyülü atmosferine Eskişehir Caz Festivali ile yaşayan bir sahneye dönüşecek, cazın evrensel ritmini her köşesinde hissettirecek” diyerek, “Şehri Cazla Tanı” temasıyla “Eskişehir Caz Festivali” başladı. İlk yılında Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars, Kerem Görsev Trio, İlhan Erşahin & Barış
K, Hey Douglas Live, Jehan Barbur, BrasSolist & Fikri Karayel, BrasSolist & Jülide Özçelik, Ceren Gündoğdu, Evrencan Gündüz, KAM gibi müzisyen ve gruplar sahne aldılar. Eskişehir Caz Festivali’nin 2.si, 26-27 Eylül 2026 günleri yapıldı. Tema olarak Eskişehir’e sembol olmuş,
Sayfa 14
14
Büyük önderimiz Atatürk’ün “Tabiat ananın sadece Eskişehir’e hediye ettiği” dediği “Lületaşı”’nın tanıtımına da katkısı olması
düşünerek alınmış.Bu yıl; Fatih Erkoç, Gaye Su Akyol, Birsen Tezer, Gevende, Akın Sevgör, Derdo Disco LIVE Project, ECF Showcase Sahnesi (Genç ve Bağımsız Müzisyenler), Ege Ön IVTET, Öner Karaçuha Q u a r t e t , U l u s l a r a r a s ı K o n u k l a r (Belçika):Zinne Voilà ,Teddy's Brain Drain. Çocuk ve Yan Etkinlikler: Meda Dance Academy for Kids, Çocuk Caz, Çocuklar için Latin Caz Dansı, Yogico X Arplı Yoga ,ECF Jazz Boat / Caz Gondolu , Jazz Network ve yan etkinlikler olarak da Türkiye'de Caz Belgeselinin gösterimi ve Lületaşı sanatçısı Emre M a n g a l t e p e ’ n i n s u n d u ğ u L ü l e t a ş ı
Workshop'u yer aldı. Eskişehir Caz Festivali, Eskişehri cazla tanıtan, yeni bir soluk getiren, uluslararası sanat ortamına taşıyan önemli festivallerimizden biri oldu.
Sayfa 15
15 MOZAİK EDEBİYAT GRUBU ESKİŞEHİR’DE
Mozaik Edebiyat Grubu, 28 Eylül 2 Ekim 2026 tarihlerinde “2026 Eskişehir Edebiyat Buluşması” etkinli-
ğini Eskişehir’de yaptı. Grup, Almanya’da yaşayan yazar Mevlüt Âsar tarafından pandemi sürecinde, 2022 yılında kurulmuş. Edebiyat Kahvesi / Literaturcafe adlı platformda yapılan çağrı üzerine İsveç, Hollanda, Almanya, Arjantin’de ve Türkiye’de yaşayan, Türkçe yazan edebiyat ve sanat insanlarından oluşan bir sivil oluşumdur. 25 üyesi var.
İnternette çevrimiçi buluşmalarla bir program dahilinde konuklarıyla çalışmalar yapıyorlar. 2025 -2026 yıllarında “Ayvalık Edebiyat Günleri”ni, 2024-2026 yıllarında da “Ayvalık Zeytin Dalı Ödülü”nün hayata geçirilmesi ve desteklemesi ile “Donmuş Zanam İzleri” ortak kitabını yayınlanmasını gerçekleştirmiş. Yılda bir iki kez de bir araya gelerek, yüz yüze etkinlikler yapan grup daha önce Ayvalık ve Antalya’daki buluşmalarını
gerçekleştirmişler. Türkiye dışında yaşayan üyeler için de Almanya’da düzenlenen “Yıl Sonu” buluşmaları yapıyor. Mozaik Edebiyat Grubu (MEG) bu yıl buluşmalarını da Eskişehir’de gerçekleştirdiler. Tepebaşı Belediyesi ve Odunpazarı Belediyesi’nin destekleriyle düzenlenen 2026 Eskişehir Edebiyat Buluşmaları, Grubun Eskişehir’den üyesi ve temsilcisi ressam, yazar Münevver İzgi nin organizetörlüğünde gerçekti. Tepebaşı Belediyesinin Özdilek Sanat Merkezindeki etkinliklerin ilk gününde; “Donmuş Zaman İzleri” kitabının tanıtımı yapıldı. Hülya Duman ve Nevin Koçoğlu’nun yönettiği “Neden Yazıyorum?” başlıklı
söyleşi de ise yazma eylemi ve edebiyatın insan hayatındaki yeri konuşuldu. İkinci günü; Hülya Duman’ın yönettiği “Şiirin Değiştirici, Dönüştürücü Gücü” başlıklı
Sayfa 16
16
söyleşi ve şiir okumalarıyla devam etti.Üçüncü günü Necla Feroğlu ve Dürdane Tutmaz’ın yönettiği “Edebiyatımızın Gizli Yüzü: Editör” başlıklı söyleşi de Necla Feroğlu, DürdaneTtutmaz konuşmacı oldular. Etkinliğin son günün de. Neslihan Üstündağ gerçekleştirdiği programda “Edebiyatın Farklı Alanları” başlıklı programda Dilek Asar “Anı Öyküsü”, Murat Tuncel “Tarihî Roman Yazımı”, Münevver İzgi “Kısa Öykünün Özellikleri”, Necla Feroğlu “Yayınevi-Yazar-Editör İlişkileri” başlıklı
konuları konuşuldu. Mevlüt Âsar Münevver İzgi
METİN KONAR ALTIN KOZA’DA ÖDÜL ALDI
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi (İBF) Sinema ve Televizyon Bölümü öğrencisi Metin Konar’ın yönetmenliğini yaptığı “Islak Köpekler” filmi, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında düzenlenen Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışmasında En İyi Deneysel Jüri Özel Ödülü’nü aldı. 2025 yapımı olan “Islak Köpekler”, farklı sosyal çevrelerden oluşan bir grup genci konu alıyor. Deneysel türdeki filmde kamera, karakterlerin varlık gösterdikleri alanlardan görüntüler alan bir uzuv olarak konumlanıyor. Farklı karakterlerin yaşam alanlarından elde edilen görüntüler, kurgu aracılığıyla bir araya getirilerek filmin görsel yapısını oluşturuyor. “Islak Köpekler”in senaryo, müzik ve kurgusunu da Metin Konar üstleniyor. Filmin görüntü yönetmenliğini Mert Kılıç ve Metin Konar gerçekleştirirken yapımcılığını Metin Konar ve Akif Güler üstleniyor. 2000 yılında Manisa da doğan yönetmen ve fotoğraf sanatçısı Metin Konar, sinema eğitimini Anadolu Üniversitesinde tamamladı. Çalışmalarını
kurgu, hareketli görüntü ve fotoğraf alanlarında sürdüren Konar, “Islak Köpekler” ile Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda deneysel sinema alanındaki çalışmasıyla ödüle layık görüldü. Metin Konar 2026 yılında 9. AFSAD Kısa Film Festivali, Deneysel Film Yarışmasında ve 12. Uşak Kısa Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yar ı ş m a s ın d a F i n a l i s t k a l mı ş t ı .
Sayfa 17
17
EFSAD (Eskişehir Fotoğraf Sanatı Derneği) 1995 yılında kuruldu. O günden bugüne, 31 yılı
geride bıraktı. Ve daha kuruluşunda başlattığı, her hafta bir fotoğraf sanatçısı ile söyleşi ve slayt gösterimlerini hiç ara vermeden sürdürdü.Eskişehir’de önemli bir fotoğraf sanatı çevresi yarattı. 2005 yılına gelindiğinde de, kendine yakışır ve potanselini ve enerjisini iyi de-
ğerlendirerek “Eskişehir Fotoğraf Haftası”nı
başlattı. Şimdi bu fotoğraf haftasının 15. sini gerçekleşti. Derneğin ilk üyelerinden biri olan ve 30 yılı
aşkın süredir bütün etkinliklerinde yer almış, izlemiş Sinan Bağ bugün EFSAD’ın başkanı. “15.Eskişehir Fotoğraf Haftası” bu yıl 2-4 Ekim 2026 tarihlerinde, daha önceki yıllarından daha dolu dolu 3 gün sürdü ve 17 etkinlikler ile gerçekleşti. Bu yılın teması da “Topraktan Gelenler” olarak belirlenmiş bütün etkinliklerinde “Topraktan Gelenler” teması yer aldı. Etkinliklerde Mersin Fotoğraf Derneği, Ordu Fotoğraf Sanatı Derneği, Bursa Fotoğraf Sinema Amatörleri Derneği, Balıkesir Fotoğraf Sanatı Derneği, Kütahya Evliya Çelebi Fotoğraf
EFSAD’IN DÜZENLEDİĞİ
“ESKİŞEHİR FOTOĞRAF HAFTASI” 15.YILINDA
Sayfa 18
18
Derneği, Salihli Fotoğraf Sanatı
Derneği, EFSAD olarak 7 şehrimizdeki fotoğraf sanatı derneklerinin bir buluşması gerçekleştirilmiş.,37 sanatçıdan fotoğrafların yer aldığı bir karma sergi ile Celal Ofraz’ın “Bakmak, Görmek, Yorumlamak”adını verdiği kişisel sergisi ile iki sergi, Prof.Dr. Ömer Özer ve Prof. Dr. Deniz Kılıç’ın k o n u ş m a c ı o l d u k l a r ı
“Kadrajımdaki Toprak” konulu bir panel, Frigya Vadisine yapılan bir fotoğraf çekim gezisi ve Pan Flüt- ’ün büyük ismi Aydın Yavaş ve Mesude Elif Güngör’ün Alp dinletisi olarak iki müzik konseri ile30 civarında fotoğraf sunumu ile önemli bir fotoğraf günleri yaşandı. Gerçekten Eskişehir’e ve EFSAD’a yakışır, ülke genelinde yapılan fotoğraf etkinlikleri arasında çok iyi etkinlik gerçekleştirildi.
Sayfa 19
19
KARİKATÜR MÜZESİNDE REMZİ SAN’IN SERGİSİ
Eskişehir dünyanın sayılı karikatür müzelerinden birine sahip. Anadolu Üniversitesi’nin 2004 yılında kazandırdığı müze her ay ülkemizin ve dünyanını önemli karikatür sergilerine ev sahipliği yapıyordu. Oranın, uluslararası tanınan karikatür sanatçısı Prof. Atila Özer’in vefatından sonra ve önceki yönetimlerin ilgisizliği nedeniyle sadece Eskişehir’i gezmeye, görmeye gelenlerin gezdikleri müzelerdenden biri durumuna gelmişti. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yusuf Adıgüzel’in duyarlığı ile tekrar eski sergi ve etkinlikleriyle yaşayan müze hale getirirmesi üzerine sergileri başladı. İlk sergi 2-16 Ekim 2026 tarihlerinde, küratörlüğünü Tahir Kutluay Aksoy’un Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon bölümü öğretim üyesi Doç.Dr.Remzi San’ın “Render Öncesi” adını verdiği çizgi filmde ön hazırlık tasarımlarından çalışmaları yer alıyor. Doç.Dr. Remzi San 1986 Eskişehir doğumlu, çizgi film sanatçısı illüstratör ve dijital oyun tasarımcısıdır.
Sayfa 20
20
ESKİŞEHİR’DE KLASİK MÜZİĞİN DÜNÜ BUGÜNÜ SENFONİ ORKESTRASI KONSERLERİ BAŞLADI Eskişehir, klasik (Senfonik) müzikde mayalı şehirdir. İlk bestecilerimizden, Adnan Saygun, Ferit Hilmi Atrek gibi büyük bestecilerin hocası İzmir’de yaşayan İsmail Zühtü Bey, Kurtuluş savaşında Eskişehir’e Garp Cephesi Karargahı bandosuna şef olarak gönderiliyor. Aynı zamanda Eskişehir’- deki Öğretmen Okulu ile bugün Atatürk Lisesi olan Eskişehir Lisesine de müzik öğretmeni oluyor. Ferit Hilmi Atrek İsmail Zühtü Beyin Eskişehir’de öğrencisidir. “Zühtü bey, bestelerini ilk önce bize dinletiyordu” diyerek o yıllarda lisede klasik müziğin tanıtıldığını anlatıyor. 1930’lu yıllarda Eskişehir Halkevinin Senfoni Orkestrası olduğunu ve konserlerini Halkevi dergisinde görüyoruz. 1956 yılında Eskişehir Firalmoni Derneği kuruluyor. O da konserler veriyor. 1950-1970 yıllarında Atatürk Lisesinde müzik dergi taş plaklarla klasik müzik ve bestecilerinin tanıtımı ile yapılıyor. 1981 yılında İktisadi veTicari İlimler Akademisi ne (İTİA) bağlı AKÇE ( Akademi Kültürel Çalışmalar ve Çevre Eğitimi Enstitüsü) ülkemizin önde gelen müzik insanlarımızı Eskişehir’de bir araya getiren “1. Müzik Sorunları Kurultayı”nı düzenliyor. 1986 yılına gelindiğinde İstanbul, Ankara,
İzmir dışında ilk Devlet Konservatuvarı Anadolu Üniversitesi bünyesinde kuruldu. 1992 yılında “Anadolu Yıldızları Orkestrası”, 1996 yılında “Gençlik Senfoni Orkestrası”,2005 yılında da “Anadolu Senfoni Orkestrası” kuruldu. Bu orkestralar sadece üniversite çevresine değil şehirdeki müzikseverlere hatta Uluslararası Eskişehir Festivalinin açılış ya da kapanış konserlerini veriyordu. 1999 yılında Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olur olmaz ilk işlerinden biri Eskişehir’e Şehir Tiyatrolarını ve Senfoni Orkestrasını kurmak oldu ve 2 Eylül Caddesi üzerindeki katlı otoparkın bir katına biri tiyatro diğeri konser salonuna çevirerek salon sorununu da çözerek başladı ve 25 Ocak 2002 günü ilk konserini veren, Eskişehir’in Belediyeye bağlı
artık yerleşik bir senfoni orkestrası olmuştu. Kutsal bir törende buluşuyoruz gibi herkes heyecanlıydı. Açılış konuşmasını yapan Başkan Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen “ Şehirler, orada yaşayan in-
Sayfa 21
21
sanların yalnızca işleriyle meşgul oldukları, aralarındaki ya da kişisel sorunlarıyla boğuşup ömür tükettikleri yerler olsaydı, hayat anlamsız bir süreç olurdu” diyerek sözlerine başlamıştı. Orkestra
şefi Rus Alfred Mıshurın yönetiminde ülkemizin en genç orkestrası ve Beethoven’in “Egmont Üvertürü” ile başladı .Klasik müziğini, Pazar günleri “Pazar Konserleri”, Cumartesi geceleri saat 24.00’ten sonra “Festivallerden” başlıklı Televizyon programlarından izleyen Eskişehirin müzik severleri artık her hafta Cuma günleri EBB Senfoni Orkestrası’nın konserlerine koşuyor. Her hafta dünyanın en seçkin bestelerini, her konserde değişen ülkemizin ve dünyanın en tanınmış orkestra
şefleriyle, ve solistleriyle dinliyor. O ülkemizin en genç orkestrası dediğimiz orkestra bugün 24 yıllık bir orkestra oldu. Ve Amerika’ya kadar turne konserleri, ülkemizin değişik operalarına eşlik etti, müziğini yaptı. Bu yıl uluslararası Orkestra Şefleri Yarışmasında şeflerin konserlerinde yer aldı. 2002 yılında otoparkın bir katından bozma 170 kişilik dar geldi. Muttalip caddesinde 600 kişilik “Opera” dediğimiz Kültür-Sanat Sarayına geşildi. Orası da dar geldi 1200 kişilik Atatürk Kültür- Sanat ve Kongre Merkezine geçildi. Konserlerin biletleri çabuk saatler içersinde bitiyor. Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin dediği gibi Eskişehir’in görmediği en uzun kuyruğu konser bileti için gördü. EBB Senfoni orkestrası yeni sezonu şef Orhun Orhon,Soprano Greta Feeney ve Cihan Yücel- ’in Piyanosundan W.A. Mozart, A. Salieri’nin ve Beethoven’in eserleriyle açtı. Anadolu Senfoni’- de Anadolu Üniversite’nin yeni Akademik Yılı açılış konseri olarak Orkestra şefi Murat Göktaş, solistler Gülen Ege SerterKeman),Şeniz Serter (keman) A.Durdağ, J.S. Bach,L. Frov,L. Beethoven’in eserleriyle başladı. Yeni konser sezonunda Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı daha önce başlattığı “Uluslararası Piyano Günleri”nin 6. sını,Büyükşehir’in de yıl boyu Caz Günlerini izleyeceğiz.
Sayfa 22
22
1940’lı, 1950’li yılların, büyük karikatür usta sanatçımız Ramiz Gökçe “Bir Karikatürcü geniş bir ansiklopedik bilgiye sahip olması gerekir. Filin kuyruğundan, Çölçil’in Purosuna, patlıcanın çiçeğinden Endonezya’nın bayrağına kadar her şeyi bilmeden bu mesleğe girmemelidir.” demiş. O yıllar anlayışı öyleymiş. 1970’lı 1980’li yıllarda karikatür sanatımız yaygınlaşırken kimisi güzel sanatlar fakültelerinden gelirken kimi de çok deği-
şik mesleklerden geldi. Bu da daha çocuk ya da öğrencilik yaşlarında karikatür sanatıyla tanışmış olmalarıyla gelişen bir durumdur. Bu gün karikatür sanatçılarımız çok değişik mesleklerden gelen sanatçılardır. Kimisi Tan Oral, Güngör Kabakçıoğlu gibi mimar. Kimisi Kadir Doğruer, Taner Özbek gibi doktor, kimisi Erdoğan Bozok gibi kasap, kimisi Beytullah Heper gibi manifaturacı. Altan Erbulak gibi tiyatrocu iken Halis Dokgöz’de tıp alanında Prof.Dr. olan bir akademisyen. Böyle olunca mimar olanların karikatürlerinde mimarlıkla, yapılarla ilgili karikatürler görürken doktorların karikatürlerinde de gün 24 saat içersinde oldukları sağlık, insan konuları do-
ğal olarak yer alıyor. Halis Dokgöz’ün karikatürlerinde de insan, yaşam ve toplum sorunları tıp gözüyle yer alıyor. Örneğin Halis Dokgöz’ün karikatürcüler derneği’nin sitesinde yer alan karikatürlerinden birinde Rembrant’ın ünlü tablosundaki Anatomi tablosuna atıfta bulunarak adalet’in simgesi gözleri bağlı elinde terazı olan kızın ameriyatta oluşu, Dünya’nın yoğun bakımda hali onun en çarpıcı karikatürlerinden bir kaçı… Halis Dokgöz İzmir Mimarlık Merkezinde “Temastaki İz Ayrıntıdaki
Şeytan” adını verdiği son sergisini açtı. Halis Dokgöz karikatüre 1985 yılında başlamış, ilk karikatürü “Kılçık” dergisinde yayınlanmış. Daha sonra Halis Dokgöz’ün Karikatür Sergisi “Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan”
Sayfa 23
23
Oğuz Aral’ın yayınladığı “Gırgır” derken Limon, Çarşaf, ArteFacto, Buduar, Cumhuriyet, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, Bir Gün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yer aldı. Düzenli olarak Kıl-çık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdi. 2016 - 2018 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Çukurova’da Metafor köşesinde günlük olarak karikatürleri yayınlandı. Karikatürleri Türkiye dışında Almanya, Fransa, İspanya, Belçika, Yunanistan, Romanya, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Güney Kore, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalardan çeşitli ödüller aldı.1989’da “Güneşin Girmediği Yere’”adlı ilk karikatür kitabını
sırasıyla 2010 yılında Türk Tabipleri Birli-
ği yayınlarınca “Çizgisel”, 2019 yılında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan karikatürlerini ve son dönem çalışmalarını içeren “Metafor” ve 2020 yılında “Karikatür-lerle Çocuk Hakları Sözleşmesi” kitabı izledi. Halis Dokgöz’ün sergisi 19 Kasım 2026 tarihine kadar sürecek...
Sayfa 24
24